Dejavu: Bir sonraki cephenin silüeti belirdi

2
Türk ve Amerikalı yetkililerin ele aldığı

sıcak gündem başlıklarına geçtiğimiz günlerde bir madde daha eklendi.

Bunu

Dışişleri Bakanı Fidan

’ın ABD’li mevkidaşı Rubio ile yaptığı görüşmeden anlıyoruz. Sızan bilgilere göre iki isim ikili ilişkilerden Ukrayna’ya, Kafkaslardan Suriye’ye geniş bir yelpazede konuları ele aldı ama sürpriz şu cümlede gizliydi:

“Bosna Hersek’in istikrarının Balkanlar açısından büyük önem taşıdığının altı çizildi.”

Balkanlarda neler oluyordu? Bu konu neden bu kadar önemsenmişti? Türkiye hangi adımları atıyordu? Ankara’dan bu konuda beklenti neydi?
Odağımızı uzun bir süredir bölgemizdeki gelişmelere, Ukrayna’ya hapsettik. Ama

Balkanlardaki bir kıvılcım bizi bambaşka bir gündemle baş başa bırakabilir.

Önemli konu. Konuşmalıyız.

DONDURULMUŞ KRİZLER ÇÖZÜLÜYOR

Bugün yaşadığımız krizlerin iki temel sebebi var.

Bir. Kökleri Soğuk Savaş’a giden ne varsa büyük bir sarsıntıyla yıkılıyor

. O döneme ait kurumların (BM, NATO) içi boşaldı. Arap Baharı kısmen o döneme ait rejim/yönetimlere karşı bir başkaldırıdır. 1970 yılında kurulan

Suriye’deki Esad rejimi/Baas ideolojisinin

devrilmesini de buraya yazın. Fransa’nın Afrika’daki eski sömürgelerinden birer birer çıkarılması da bu makro okumanın bir parçasıdır. Hatta çok ileri gitmeye gerek yok.

Terör örgütü PKK da Soğuk Savaş’ın bir ürünüdür.

Bu yüzden silah bırakmak ve kendini fesh etmek zorundadır. İmralı, terör örgütü PKK’ya “silah bırak” çağrısı yaparken tam olarak ne söyledi? “

Ömrünü benzerleri gibi tamamlamıştır

” dedi. Bunu da reel-sosyalizmin çöktüğü gerçeğine atıfla yaptı.

İki. Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan ve dondurulan krizlerin buzları çözülüyor.

Misal

:

Karabağ

. Sovyetler dağılınca Ermenistan Karabağ’ı işgal etti. Minsk Grubu krizi dondurdu. Azerbaycan aleyhine oluşan statükoyu korumaya çalıştı. Gelinen süreçte Bakü yaptığı operasyonla Karabağ’ı geri aldı ama henüz bir anlaşma olmadığı için sorun tümüyle çözülmüş değil.

Bir diğer misal: Ukrayna

. Ukrayna’da savaşın Zelenski ile başladığını sananlar yanılıyor. Moskova Ukrayna’nın kendisinden kopmasını hiçbir zaman kabullenmedi.

Ukrayna uzun bir süredir Batı/Avrupa ile Rusya’nın mücadele alanıdır.

Ruslar, Batı’nın Turuncu Devrim’le (2004) Kiev’in kontrolünü ele geçirmesini içine sindiremedi. Kırım’ın işgal ve ilhakı 2014 yılında oldu. Trump’ın iktidara gelmesiyle Rusların Ukrayna parantezini kapatmaya hazırlandığı anlaşılıyor.

BU BÖLGE BARUT FIÇISI GİBİ

Soğuk Savaş sonrası dönemde pamuk ipliğiyle (Dayton Anlaşması) bağlanarak

dondurulan bir kriz de Bosna Hersek’tir

, bununla bağlantılı Sırbistan konusudur.
Sırbistan’a bakalım.

Bu ülke de tıpkı Ukrayna gibi Batı-Rus mücadele sahasıdır

. Renkli/kadife devrimlerin ilk yapıldığı yerdir. Batı destekli yönetim değişikliklerinin gerçekleşmesinde etkin rol oynayan Otpor hareketi buradan çıkmıştır.
Sırbistan 1 Kasım’da bir tren istasyonunda yaşanan kazanın ardından başlayan gösterilerle sarsılıyor. Başbakan istifa etti.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic

, gösterilerin arkasında Batılı hükümetlerin yer aldığını söylüyor.
Konunun Bosna Hersek ayağı da karışık.

Bosna Hersek’e bağlı Sırp Cumhuriyeti’nin Başkanı Dodik, iki yıldır ayrılıkçı söylemlerle statükoyu bozmaya çalışıyor.

Bunu yaparken

Sırp milliyetçiliğine, Rusya’ya ve Sırbistan’a dayanıyor.

Bosna Hersek üst mahkemesi Dodik’i ayrılıkçı eylemleri nedeniyle mahkum etti ancak Sırp lider bu kararı tanımadı.

Bunun üzerine hakkında kırmızı bülten çıkarılması için Interpol’e başvuruldu

. Bosna Hersek Mahkemesi, Dodik’in anayasal düzeni tehdit ettiğini, hakkında yurt içi yakalama emri bulunmasına rağmen Sırbistan’a geçtiğini,

Dodik’in şu an -burası ilginçtir- İsrail’de bulunduğunu duyurdu

(27 Mart).

TÜRKİYE AĞIRLIĞINI KOYUYOR

Gelinen noktada Dayton anlaşmasının bozulma ihtimali var.

Bunun, Sırpların yakın zamanda soykırıma imza attığı bir ülkede yeni çatışmalara ve gerilimlere yol açması kaçınılmaz.

Türkiye Bosna Hersek’in toprak bütünlüğünü korumak için tüm ağırlığını koyuyor.

Ankara’nın, Boşnaklar, Sırplar ve Rusya dahil olmak üzere tüm taraflarla güçlü diyaloğu var. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler de bu diyalog ve etkinin farkında.

Ankara’ya “Barış odaklı çabalarınızı sonuna kadar destekliyoruz” mesajları geliyor.

Türkiye bir yandan tüm taraflara “mevcut statükonun korunması, barışın bozulmaması” telkininde bulunurken bir yandan da fikir ayrılığı yaşayan Boşnakların arasını bulmaya çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyu çok önemsediği, meseleyle bire bir ilgilenmesinden anlaşılıyor

. Erdoğan son 15 günde, konuyla ilgili, gözlerden uzak, dört önemli görüşme yaptı.

14 Mart’ta Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Becirovic

ile İstanbul’da buluştu, “Ayrılıkçı yaklaşımları kabul etmeyeceğiz” mesajı verdi.

21 Mart’ta Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi Genel Başkanı İzzetbegoviç

ile telefonda görüştü. Türkiye’nin, Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, egemenliği ve anayasal düzenini korumak için güçlü desteğinin devam edeceğini, bu çerçevede Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti Başkanı Dodik’e gerekli uyarıların yapıldığını söyledi.

22 Mart’ta Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Jelka Sviyanoviç

ile Dolmabahçe ofisinde bir araya geldi.

29 Mart’ta da Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Hırvat üyesi Komsic

ile telefonda görüştü.

UKRAYNA’DAN SONRA BALKANLAR MI?

Ukrayna Savaşı ilk başladığında, bunun hasbelkader bir gelişme olmadığını, Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşadıklarımızın bir tekrarı olduğunu düşünüyordum.

Olan biten bir nevi dejavuydu

. Bu yüzden

Batı-Rus mücadelesinde bir sonraki cephenin Balkanlar (ve Kafkaslar) olabileceğinden endişe ediyordum.

Rus destekli Sırp milliyetçiliğinin Bosna Hersek’te yeniden baş göstermesi, Sırbistan’da sokakların karışması endişelerimi haklı çıkarıyor. Ukrayna defteri kapanırken Balkanlarda krizin derinleşmesi tesadüf değil.

Bölgemizin yeni çatışmalarla sınanmaması temennisiyle Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.

Mehmet Şimşek